Sessizliği dinlemeye davet ediyorum sizleri. Sizleri ve yokluğunuzla varolan sikindirik ama haz veren günleri… sessizliğin anlattıklarını anladığınız gün çaydanlıkta ki su kaynamayı öğrenecek. Fütursuzla sevilmelerin hazımsızlıklarını resmedicek , hunharca sevişmeleriniz ‘aşk ‘ olacak şimdiki aşklarınız ise düzlemde ters yatacak…
Soluksuz gecelere davet ediyorum sizleri. Sizleri ne uğurna öldüğünüz her şeyi. Boktan ‘seks’ gecelerinizi , ihtiyaç molası verdiğiniz her mola saatini… bir gün soluksuz bir geceyi gerçekten tadarsanız, aldığınız soluğun değerine varacaksınız ve geçirdiğiniz o gecenin acı veren zevkine… acı her zaman acı vermez zira, zevkin her zaman vermediği zevk gibi…
Tadamadığınız ve tadamadğım belki de tattığım ve tadamadığınız ve tattığınız ama tadamadığım her yaşanmışlığın veya yaşanmamışlığın içine saygıyla sıçıyorum bu gece… sevimsiz bir bebek , yoldan geçen her hangi biri , sol elimde ki orta parmağım da , benim gibi; sıçmak isterdi ayak parmaklarınız tam önüne…
Şimdi insanlar ve doğrular arasında ki bağı kesin. Ozaman; sürekli bulanan hayatınızı, görmek için gözlerinizi kısmaya cesaret bile edemediğiniz her anı, sikmek isticeksiniz.
Bu gece ki tüm ahlak bozukluğumla samimiyetsiz sevgiler, herkese…
Tanrı artık yeterince yaşlandı… Tanrı nın yaşlanması altüst olan herşeyi stabil kalmaya ikna etti. Hayatlar bombok oldu. Belki bir çoğumuzu unuttu. Alzheimer oldu belki. Onu suçlamak yersiz. Tanrı ya sevgisizliklerimiz onu hala yaşatan… Sevgisizliklerimiz demişken, tanımını bile unuttuğumuz bu kavramı kınamadan geçemeyeceğim.
Tanrı çok hasta belki de dostlar. Belki göremez halde, duyamaz halde.
Yo hayır Tanrı henüz ölmedi. Bak bunlar hayvanlar, hala sevimliler, hala refah içinde yaşıyorlar…
Tanrı bize küstü mü dersiniz dostlar… Tanrı bize küstü…
Tanrı samimiyetsizligimize küstü, aldatışlarımıza küstü…
Tanrı birbirimizi ‘tanrılaştırmamıza’ küstü…
Tanrı artık çok yaşlandı… Bizleri tanıyamayışı yaşlılığından değilde ; yarattığı insan formuna ters düşüşümüzden… Binbir çeşit kılıflara girmemizden , belki devlet büyüklerinin ‘onun’ üzerinden prim yapmasından, devlet küçüklerinin ‘onu’ yargılamasından , belki katlinin son aşamasına geldiğimiz ‘insanlığımızdan’ ; artık çok sıkıldı, belkide…
Tanrı bizleri terk etti…
Tanrı bize karşı olan tüm tahammülünü yitirdi…
Tanrı artık çok yaşlandı ve gitti…
Z.
Hayata yenilisin ve mahvettigin ‘sen’ligin için, son nefesine kadar sana gülerek üzülecegim. Kendi ellerinle yaktığın ateş sana iyi gelecek, kıçına tekmeyi yiyip içine düştüğünde.
Duydum ki aşkın gotune kaçmış, pişmanliklarindan bahset bana birazcıkta…
Senin korkuların sana alıştı mı hiç? Ya da senin korkuların sensiz kaldı mı? Peki ya senin korkuların anlamsızca sevdi mi , yokluğunu bile ? benim bekleyişlerim ilk defa umud etti … benim aptallığım ilk defa kokusunu bile bilmediği birinin yokluğuna sığındı.
‘Z’
Saçlarım pembe ve tonları, dövmelerim onunkilerle aynı. Aklım varlığından mutlanmış ve enerjik. Siktim akıllı,yüksek egolu ve IQ su düşük kadınlar pişman ve ardından hayata karşı duruşsuzluğu nedeniyle hırslı ve ezik…
Siktir olup gitme vakti tatlım. Hadi tatlım hadi.
Bunu okuduğunu biliyorum. Ve okuduğunda ne kadar minik ve küçük olduğunu fark et istiyorum. Zararın bir yerinden dön en azından, bu benim insanlık görevim…
‘Her şey’ üzerine yazdığımız sayfalar dolusu yazı ardından nedensiz , kimsesiz ve boşluk sebebiyetiyle yazı yazmak, kabız olmaktan çok daha fazla can sıkıcı. ‘ Boşluk ‘ olarak adlandırdığım sanrı onlarca kat ağırlığın ardından gelen ‘hissiyat kaybı’ hali. Kim kaybetmiş ki boşluğu biz bulalım, öyle değil mi? Hepiniz meşgül, hepiniz iş güç sahibi, hepiniz hayat mücadelesi… Verdiğiniz mücadelenin sürüklemesinde hırpalanırken ölmek için doğduğunuzu unutuyorsunuz. Hatırlatma gereği duymuyorum zira çoktan şuurunuzu şehit verdiniz bu yola.
Şuurumdan bir haber yaşadığım şu günlerde ; kervanınıza bir yoldaş daha eklemiş olduğunuz düşüncesi beni iyice sosyofobik hale getiriyor.
Özenle bakıp uzattığınız tırnaklarınız bir gün istediğiniz boya ve şekle girer ya hani ardından tırnaklardan biri durduk yere kırılır, o haldeyim bu aralar. Durduk yere kırılan tırnak benim. Özenle bakıp tırnak uzatan da benim. Düşünmesi sinir bozucu lakin tırnak durduk yere kırılmaz. Bünyede bir eksik vardır mutlaka en acısıda temeli sağlam olmayabilir. Ya da farketmeden bir darbe almış olabilir. Bazen farkında bile olmadığımız darbeler bizi içten içe bitirir. En sikindirik hali ise o kırılan tırnağın sebebini hiç bir zaman bilmeyecek olmamızdır.
Bazen cesaretlenme tabiri caiz ise ‘gaza gelme’ anları yaşarız. Tekrar bütün gücü toplayıp , bütün tırnakları kesip, uzatma kararı alırız. Uzar uzar ve tırnağın üzerinde ki tabaka kalkar, tırnak incelir… oje süreriz incelen tırnağa, bir süre kamufle ederiz ama o son kaçınılmazdır… Darbe? Güçsüzlük? Sebepsizlik? Sağlıksızlık? Sebebini hiç bir zaman bilemeyiz. Bilsek bile olmuş ve ölmüşe çaresiziz.
Demem o ki sikerler tırnakları,sikerler tırnaklarınızla kazıyıp çıktığınız o yolları…
Yaşamaya bakalım, nefes almaya, mutlu olmaya, kısa tırnaklara alışmaya, uzayan tırnaklara alışmamaya…
Tırnaklarım uzadı, istediğim şekle geldi…
Onlar kırılmadan ben kesmeye gidiyorum…
Sahte sevgilerle…
İnsanlığın bilmem kaçıncı yaşında ve kesintisiz yaşantısında yoldan geçen ‘iks’ kişisi olsun buraya bunları karalayan. Yoldan geçen diyorum zira hepimiz bir şekilde bir yoldan geçiyoruz. Aslında durum şu ki ; hepimiz A şehrinden B şehrine giden ‘iks’ kişisiyiz. Şehirlerin aslında nereler olduğu veya kişinin saçlarının rengi mühim değil , kimse için hiçbir şey için…
‘Bu hikayede’ diye mi bir giriş yapsam bilemiyorum, herkesin bir noktada, yaşadıkları hayatın , kesiştiğine inanıyorum. İks’in çektiği F acısını, Ye’nin de bir gün mutlaka yaşayacağına inanıyorum. İnanıyorum derken söylediklerime pek inanmayın, tanıyabileceğiniz en inançsız insanlardan biriyim. Bana pekte güvenmeyin aslında hiç güvenilir değilim.
Buraya buram buram; yalnızlık , aşk acısı , parasızlık , siktir olup gitme arzusu ve ya işte nebilim istanbul trafiğinden bahsetmek isterdim. Ama problem bütün bunların varlığını ve yokluğunu ayırdedememem . Aşk acısı çekmiyorken aşık gibi yazıp , çevremde onlarca insan varken yalnızlık nağraları atmam… açtığım bir müziğin bana çektirdiği, dayanılmaz , aşk acısı ve ardından çalan şarkının beni kaldırıp dans ettirmesi gibi karışık hayatım ve kafam. Ben pek fazla kafasızımdır aslında, sizler gibi… Ve ben pek fazla güvenilmezim, hepinizin içinde yatan o takıntılı sapkın gibi…
İks kişisi…
Sevgilerle…
Havlayan köpeğin ıssırmadığı dünyada yalnız yaşıyoruz. Bu yalnızlık tüm insanlığın ayıbı.
Hırslarımızla dost olup egolarımızla sevişir olduk; büyüdükçe,yaşlandıkça, yaşadığımız şehir küçüldükçe, tabiri caiz ise ‘yaşlanmayı’ sıfatlandırır olduk.
Çıkarlarımız, anlayış sınırlarımızı biçimlendirir oldu. Biz ‘bize’ ayak uydurdurdukça ,yalnızlaşır ve çirkinleşir olduk.
Yalnızlaştıran ego ve tutsağı olduğumuz hırslarımız ‘gerçek gülümseme’yi unutturdu eskilere , yeniler hiç tatmadi bile…
Ben elimden geldiğince gülüyorum ; önce kendime sonra herkese.
Kaybettiğimizi ve kaybettiklerimizi kabullenmemeye devam ettikçe yalnızlığımız bizde yatılı misafir olmaktan asla vazgeçmeyecek.
Ve ufak beyinlerimiz diğer ufak beyinlere hükmetmeye zorladıkça kendilerini, aslında beş para etmez, sikindirik hayatımıza beyinsizce devam edeceğiz.
Sevelim, sevilelim, sevişelim, aldatılalım ve bunu sindirelim, acı çekmeyi öğrenelim ve ağlayabilelim.
Belki bir gün gerçekten gülümseriz…
Buaralar aşkımı anlatacağım veya nefretimi kusacagim biri yok hayatımda. Bu sebepten ötürü ulusa sesleniyorum.
Beş sene sonra , on tane kedimle, dört duvar bir evde, üzerimden hiç çıkarmadığım pembe sabahlığımla ve elimden hiç düşürmediğim örgümle yalnızlığa ilmek atıyor olacağım bu gidişle. Umarım beş yıl içerisinde ilmek atmayı ogrenebilirim en azından…
Z.
Bazen düşersiniz diziniz acır, düşersiniz kolunuz acır, çarparsınız serçe parmaginiz acır, yanarsınız diliniz acır, büyürsünüz kasıklarınız acır , öğrenirsiniz aklınız acır , kaybedersiniz mideniz acır , kaybolursunuz yokluğunuz acır… Bazen seversiniz… Ve bazen en çok kalbiniz acır ; seversiniz kalbiniz acır , aşık olursunuz kalbiniz acır , terkedilirsiniz kalbiniz acır , aldatılırsınız kalbiniz acır , silinirsiniz kalbiniz acır ,umud edersiniz kalbiniz acır , ümitlenirsiniz kalbiniz acır…
Bi gün biri gelir hayatınızı siker ve sizin sadece kalbiniz acır.
Bi gün biri siktir olup gider ve sizin yine sadece kalbiniz acır…
Önce gelip hayatınızı siken, siktir olup gittikten sonra hergün ruhunuza tecavüz eder ; yine sadece kalbiniz acır…
Bi gün güçlenirsiniz yokluğuyla , ruhunuz acır…
